Son gönderilenler

www.cahilcesareti.org/galeri.php?gno=91 (geçiş fotoları burada) Yukardaki resimde, atlantikin ortasında dingiyi suya indirmek zorunda kalışımızı görüyorsunuz. Baş ıstıralyayı indirip teknenin yanına bağladık. Sallantı ile, indirirken bir kaç kez kıç ıstıralyaya çarpması, yüreklerimizi ağzımıza getirdi. Ama üstesinden gelmek her zaman olduğu gibi, sorunu küçülttü, keyfimizi de o kadar kaçırmadı.   MARAL: Uzun zamandır, hayalini kyurduğumuz okyanus geçişini yaptık. 1300 millik geçişimizin ilk yarısı, muhteşem bir tatil havasındaydı. Zamanın akışı, gezegenin kendi zamanlamalarıyla uyumumuzla değişti. Basit, sıradan diye tabir ettiğimiz herşey, "özel" oldu. Zavkler, keyifler bir çocuğunki gibi basit ve yalındı. En ufak birşey, bizi dakikalarca güldrürken, keyif aldığımız "an"lar, tasasız, plansız saf huzur ve keyifle doldu. Dünyamız "an"lar oldu. Açıkçası böyle geçeceğini biraz önceden sezmiş olmamıza rağmen, keyf de yaşanmadan anlaşılmayan şeylerdenmiş, onu da bir kez daha anladık. Coşku nasıl tarif edilir hiç bilemiyorum, ama bunun yollarını ilerde de aramay devam edeceğim. BOL BOL kitap okuduk, sohbet ettik, bol bol sustuk, bol bol yedik.... Patagonya'ya gitmeyi planladığımız yolculuğumuzda, bu okyanus geçişinde, deneyimleniriz, Blue Belle'i daha iyi tanırız, şartları daha iyi yorumlamaya başlarız, reflekslerimizi daha iyi oturtup, daha da rahatlarız diye düşünüyorduk. Niyet, başa geleceklerle biraz daha deneyimlenmeki de yani. Ama ilk hafta, şımarıkça: "Bu nasıl deneyim, hiç deneyimlenemiyoruz, bu muymuş okyanus geçişi" gibi burnu kalkık yorumlarımızla, açılan şom ağzımızı, ikinci hafta kopan baş ıstıralya ile kapattık. İtiraf edeyim baş ıstıralya koptuğumda, "işte bu, macera bu" diye düşünüp, yüzümde keyiften beliren tebessüme engel olamadım. Hala düşününce saçma bulmama rağmen, tebessüme engel olamadığım, yüzümü Uğur'dan kaçırmaya çalıştığım anı hatırlıyorum. Baş ıstıralyamız ilk takıldığından beri biraz gevşekti, germenin yolu de teli kesmekten geçiyordu. Cehaletten kaynaklı, çok önemli olduğunu düşünmeyip mi nedir, müdahale etmemiştik. Hafif havalarda bir dolup başalan genova, teli sallandırıp durmuş, direk tepesi eklemi de yuvasında oyna babam oyna, kırılmış. Şimdi kesmediğimiz teli kesmek, kırılan parçayı yenilemek gibi işlerimiz var. Ama yaklaşık 10 knot rüzgarda kopan baş ıstırlya ile, böyle hafif bir havada baş etmek durumu da şansımız oldu. Tabi baş ıstıralyayı elimize aldıktan sonra, iki mandar halatı ile bulduğumuz geçici çözüme ne kadar güvenebileceğimizi kestiremediğimiz tahmin edersiniz. O yüzden yolun kalan kısmını motor- yelken tamamladık. Motor çalıştığı an, tüm Dünyamız değişti. yeni tadını almaya başladığımız yelken seyri halimizden, varmaya odaklı, süre hesaplı,  bambaşka bir zaman algısına maruz kaldık. Cahil olduğumuzdan herşeye dikkat kesilip, gözlemleye gözlemleye, olasılıkları hesaplayıp, yeteri kadar önlemlimiyiz diye düşünmekten, doğal sezgilerimiz biraz deforme oldu açıkçası. Hafiften anladığımız ama daha çok fırın ekmek yememiz gerekerek ulaşacağımız rahatlığa ulaşmak için sabırsızlanıyoruz, aslında. Bu sabırsızlık bazen bizi daha kırlgan yapabiliyor, morallerimiz hasaslaşıyor. Biraz da meşhur Doldurum bölgesi ve ekvatordan bahsetmeliyim. Bu yolculuğun (yolculuk derken tüm cahil cesareti macerasından bahsediyorum), en önemli parçalarından biri de gerçekten gezegenin doğasına tanıklık etmek. Farklı coğrafya, iklimler, hava durumu halleri, gezegenle ile tanışılığımız arttırırken, doğa ile ilgili de bilgimizin, deneyimimizin derinleşmesi sağlıyor. Bu da tahmin edersiniz, gezegenin parçası, doğasının da bir örneği olan insanı- kendimizi de anlamamız açısından bize yepyeni kapılar açıyor. Doldurum bölgesi (intertropical convergence zone) Ekvatorun 20 derece kuzey ve güneyinde düzenli ticaret rüzgarları eser. Bu iki rüzgar sistemlerinin ortasındaki bölgede rüzgar aşağı yukarı sıfırlanır. Bu da istikrarsız bir durum oluşturur. Güçlü yağmur bulutları, yıldırmlı, boralı filan ya da çarşaf gibi bir deniz. Genişliği 200-300 mil arası olan bu bölgeden geçeceğimiz için hem, heycanlı hem de biraz tedirginiz. Geçişten sonra öğreniyoruz ki, ticaret rüzgarları olması gereken gibi 15 knot civarında ise, doldurum bölgesinde rastlayacağımız boralar da korktuğumuz gibi 35-40 knotlara varmayan 25 knot civarı oluyormuş. Aysız geçtiğimiz doldurumlarda bazen uzaklarda yıldırımlar gördük, biraz da borasına maruz kaldık ama oldukça rahat geçtik.Bir buçuk gün motor kullanarak geçtiğimiz bu rüzarsız bölgede, günlerimiz-dakikalarımız normalde alışık olduğumuzdan daha hızlı gelişen, ilerleyen yağmur bulutlarını takip ederek, ne olacağını kestirmeye çalışarak geçirdik. Ekvator geçişimizi, denize rom dökerek kutladık. Atmosferin yeryüzünden ilk katmanı troposferin 16km 'ye ulaştığı ekvatorda olmak oldukça heycanlıydı. Türkiye'nin bulunduğu enlemlerde bu katmanın, yaklaşık 9km olduğunu söyleyeyim. Tüm hava hareketlerinin, bulut oluşumlarının gerçekleştiği bu katmanda, ekvator civarı bulutların da ne kadar yüksek ve kalın oluştuğunu belirtmeme gerek yok herhalde. Bu değişimlerin daha hızlı, daha büyük oluşu, tropesferin kalınlığının da ne demek olduğunu anlamaıza yardımcı oldu. Güneş'in batışına yakın daha 1saat var dediğiniz açıda iken, 20dk da ufuğa ulaşmasına tanık olmak, uzay-zaman bağlamında ve doğaya dair de hayal gücümüzü, algımızı ummadığımız yönde geliştirdi. Ne acaip, bir şeyi öğrenmeden, biliyor olmayı hayal edemiyorsun. Güney yarım küreye geçişimizle, koşa koşa mutfak lavabosunun başında, akan suyun giderine, suyun hangi yönde yuvarlanacağına bakmaya gittk. Ama heycanımız kursağımızda kaldı, malum teknenin sallantısını hesaba katamadığımızdan, gözlemimizi gerçekleştirecek şartlar oluşmadı. Bir kısmının rüya gibi, bir kısmının gerçek gibi geçirdiğimiz okyanus geçişinde, deneyimlendik. Gözlemle ilgili, keyf ve coşku ile ilgili, kendi doğamızla ilgili, Blue Belle ile ilgili. 12 gün sonra, değişik dokusuyla, etrafımızda yüzen yunusları ile, ilk kez gördüümüz kuş cinsleri ile Brezilya'ya bağlı Fernando de Noronha adasına demir attık. UĞUR:Evet okyanusu geçtik. Yola Santiago Tarafal dan başladık. İlk gece adanın güneyindeki saçma sapan rüzgar ve akıntı bizi 6 saat uğraştırdI. Sabah saatlerinden itibaren tam tatil kıvamında ki seyrimize başladık. Taa doldurumlara kadar yani 4 derece kuzeye kadarda 6 gün boyunca keyfimiz yerindeydi. Sonra doldurumlar kendini hissettirmeye başladı. İrileşen bulutlar nedeniyle temkinli ve dikkatli olmaya başladık. Malum burasi boralariyla nam salmış bir alan. Uzaktan biraz Yıldırımlar görsekte ciddi hiç birşeye maruz kalmadık. Ne ciddi bir sağanak ne bora. Tabi bulutlara görede hareket ettik. 2 derece kuzeyden itibaren tamamen ruzgarsiz bir havada motoru çalıştırdık. Ekvatoru geçinceye kadarda kapatmadik. Güle oynaya ekvatoru geçtik. Etrafa romlar döktük. Eşi dostu aradık kutladık. Güney yarım kürenin güney Doğulu ruzgarlarının başlamasıyla motoru kapattık. 36 saat motor sesinden sonra muhteşem oldu. Tüm yelkenlerimizi açtık. 8 knot rüzgarda küçük küçük gitmeye başladık. Doldurumları geçmenin coşkusu üstümüzde "bumuymuş okyanus, çok kolaymış. Hiç tecrübelenemedik ki" ler ağımızda Hadi 10 knot bari olsun diye bağıra bağıra giderken; Rüzgar tam 10 knot a çıktı. Sesimiz duyulmuş olsa gerek veya şom ağımızdan bi patlama sesi duyduk. Hemen baş ıstıralyaya koştuk. Evet gerçekten kopmuştu. Ve az rüzgar çok soluganla sallanıyordu. Yelkeni sardık. Trinket ve ana yelkeni de indirdik. Böyle bir durum olursa diye yedekte tuttuğumuz mandar halatını başa bağlayıp gerdik. Cenovayı tutan mandarla tüm sarma sistemini indirmeye başladık. Tabi sallantıda hiç kolay olmadı. Şimdiki aklımız olsa ana yelken ve trinket açıkken indirirdik. Neyse çok zarar vemeden indirdiğimiz sarma sistemi ve yelkeni tekneye bağladık. İki mandarıda başa gerdik. İki camadanli ana yelken ve trinketi açtık. Ana yelkeni iki camadanlı açtık çünkü tam bu boydayken iç ıstıralyaya denk geliyordu. Tabiki yelken alanı rüzgara göre çok azdı ve dalgalarla sallanıyorduk. Teknenin sallanışlarıyla direğin titremeleri yürek bükücü olduğundan daha stabil gitmek için motoruda düşük devirde çalıştırdık. Fernando de noronha ya 300 milimiz vardı. Motor yelken bi ara sadece yelken Fernando ya vardık. Çok iyi ay ışığı olduğu için gece girip demir attık.  
27 Şubat 2015 , Cuma 16:05

Okyanus geçişi için son hazırlıkları tamamladığımız, demir yeri çok allantılı bu adada da Cabo Verde kültürünü, candan insanı biraz daha tanıdık. Aşağıdaki linkte fotolara bakabilirsiniz. http://cahilcesareti.org/galeri.php?gno=90
16 Şubat 2015 , Pazartesi 20:10

Sonunda sigortamız oldu... Memleketim prosedürleri sayesinde, okyanus için sigortalanmamış, kaçak köçek gidiyorduk. Şimdi rahat bir nefes aldık. Teşekkürler Başarı sigortaya. "cahil cesareti" isimli bir projeye sigorta sponsoru olmak da, takdire şayan.
14 Ocak 2015 , Çarşamba 14:57

1 Ocak günü, mahalledeki Arminda barının, sahibi şeker Arminda'nın gönlünden kopan öğle yemeği daveti, dostuklar ve burdaki son günlerimiz böyle geçiyor...Foto albümü yaptık, oradan bakın....   http://cahilcesareti.org/galeri.php?gno=88 www.cahilcesareti.org/galeri.php?gno=88
2 Ocak 2015 , Cuma 12:41

Avrupa'dan oldukça farklı değerleri olan Cabo Verde-Sal 'den ilk izlenimler. Tanıştığımız kafa dengi yelkenci yeni dostlarımız oldu. Moitessier'in dostu olan "efsane" Vincent Goudis ile tanıştık, ufkumuz açıldı. Denizde, farklı kültürlerde geçirdiği hayat onu tam bir Dünya vatandaşı yapmış. Kendisi kelimenin tam anlamıyla bir korsan hayatı sürüyor. O kadar dürüst ve hayat dolu bir insan, dürüstlüğün yeniden öğreniyoruz. Gittiği her yerde, oralılar tarafından "oralı" zannedilmesi de, bizi kendine daha da hayran bırakan özelliklerinden. Diğer tanıştığımız genç denizcilerle de, kafa dengi çıkınca, burası hemen mahallemiz oldu. Yerli halkla maalesef, gülümsemeler dışında dil sorunu yüzünden çok kaynaşamadık, ama oyunlar oynadık, beraber dans ettik. Evlerine misafir olduk. İlk dikkati çekenlerden biri 13-14 yaşında kızların ellerindeki bebekler. Çiftleşmek, buranın en revaşta eylemi... Hayat'ın ucuz olduğu burada, maalesef ciddi bir yiyecek sıkıntısı var, bulabildiğiniz sebze, meyve ve peynir de oldukça pahalı, üstelik çürük...Temel besin balık ve pahalı olan bakliyat. İşte ilk fotolar da burada: http://cahilcesareti.org/galeri.php?gno=87
23 Aralık 2014 , Salı 14:17

700 millik yolu, 860 mil yolyaparak, 7 günde Cabo Verde adalarına vardık...Yaklaşık iki haftadır, yeni huzurlu demir yerinde, temel ihtiyaçlarımızı karşılamaktan başka, kafa dengi denizcilerle kaynaşıyoruz. Avrupa'dan sonra , kendimizi daha az kurallı ve daha özgür hissettiğimiz bu yeni ülkede, keyfimiz yerinde.Sebze, meyve bulmak oldukça zor, duyduğumuza göre buraya haftada bir gelen gemiden başka yiyecek ulaşmıyor. Gemi ağzına kadar dolu olmasına rağmen, kuzeydeki büyük turistik alana, lüks resortlardan arta kalanlar, yerlilere ulaşıyor. Soğanın kilosu 2 avro, üstelik bayata oldukça yakın sebzelerle, mutfağımızın düzeni epey değişecek gibi. Belli ki burdaki halk sadece balık yiyebiliyor, demek ki biz de balık yiyeceğiz. Düzenli olarak ekmek ve yoğurt yaptığımız günlerimiz, tekne ziyaretleri, ucuz rom içmeleri, tavla ve film izleyerek geçiyor, şimdilik.
16 Aralık 2014 , Salı 15:39

Motor Boat & Yatching dergisinde, bir yılı aşkındır her ay maceramızı  paylaşıyoruz! http://www.motorboatdergi.com/haber_detay.aspx?NewsId=135 Tabi yazılarımıza ulaşmak için derginin kendisine ulaşmanız gerekiyor.
14 Aralık 2014 , Pazar 12:46

İlk uzun geçişimiz olan Kanaryalar- Cabo Verde seyrini gerçekleştirdik. 700 millik yolu 7 günde 850 mil yol yaparak tamamladık. Konforlu geçirdiğimiz seyirde macera peşimizi bırakmadı...   Capo verdelere vardık. Yola damgasını vuran işte bu dorado oldu. İlk 2 gün klasik deniz tutması keyifsizligiyle geçti. Sonra iyice alıştık. 2.gün tuttuğumuz doradomuzu yemeğe devam ettik. Yolun 4. Günü ben (uğur) ziyan olmasın diye kalan tüm doradoyu tavada pişirdim. 2.5 kilo balığın yaklaşık 1.5 kilosunu ben 1 kilo kadarını da Gokhan Caglayan yedi. Balığın son lokması agzimdayken kalp atışlarımın hızlandığını farkettim. Bütün kanım yüzüme hücum etmiş gibi bir hissiyat. Dedim ki ben zehirlendim. Daha yemeği yeni bitirdiğimiz için gökhan ve maral 'yok canım' dediler. Mide bulantısı ile hemen gidip tüm balığı kustum. Zehirlenmelere iyi gelen karbon hapı aldım ama yetmiyecek gibiydi. Yola çıkmadan önce teknemize böcek ilaçlaması yapılmıştı. Aşırı dozda kullanilan ilaç nedeniyle ben alerjik reaksiyon göstermiştim ve bir süre antihistaminik ilaç kullanmak zorunda kalmıştım. Balıktan sonra hissettiğim bunun 100 katıydı diyebilirim. Hemen bir avil(antihistaminik) aldım. Maral acil durum alerji iğnelerimizi çıkardı. Maral Uydu telefonumuzdan ailemizin doktoru, yalıkavakta yola çıkmadan önce bize bir çanta hazırlayan ve bizi eğiten Ferhat Hasırcı yı aradı. Bu sırada ben istemsiz kasılmalara başlamıştım. Tansiyonum 9 a 4 nabzım 130 du. Maral telefonda şu anda mümkün değil karaya 4 gün daha yolumuz var diyordu. Hımm dedim. telefondan tavsiyelerle ayaklarımı yükseğe koyduk. Ben artık mor olmuştum. Kesin bir anaflaktik şok içindeydim. Çantamızın içindekileri çok iyi bilen Ferhat abi marala hemen DEKORT ampul yapmasını söyledi. Valla maral değme hemşireden daha iyiydi. Üzerine 1 tanede fexofen antihistaminik aldım. 10 dakika sonra titremelerim azaldı. Rengim düzelmeye başladı. Yarım saat sonra Geriye sadece halsizlik ve baş dönmesi kaldı. Yani çok soğuk kanlı ve güzel bir şekilde Güle oynaya atlattık durumu. Kıssadan hisse: Her şeyin azı karar fazlası zarar. Gökhan durumu sadece kusarak ve ishalle atlattı. Beleş diye çok balık yemeyin. Tüm cahilliğimize rağmen bu konuda hazırdık. Annemin bile aklına gelmeyecek bir olasılık için Ferhat abinin tavsiyeleriyle hem çantamızı yapmış hem de konuya kafa yormuştuk. Teorik hazırlık yapmıştık. Yıllardır hor gördüğümüz modern ilaçlar zaman zaman şart oluyormuş, öyle zencefil ve nane limonla olacak iş değildi. Dağ başında mangal yaparken olsa yanımızda ilk yardım cantasi olmayacaktı. Ambulans ta hak getire olurdu. Bahsettigim tüm olaylar yemek sonrası 10 dakikada gelişti. Gerekli hazırlık yapıldığı taktirde Tekneler balık yemek için en güvenli yerler. Daha öncede dorado yemiştim benim alerjim yok demeyin. Ferhat Hasırcı gibi hem denizci hem doktor bir abiniz -arkadaşınız olsun. Maral gibi bir sevdiceginiz olsun. (Valla hem kaptan hem doktor oldu.) Şimdilik bu kadar. Seyir güzel bluebelle harikaydı. Rüzgar dümeni olmasa olmazmış. Güneş panelleri güneye doğru giderken hep yelkenlerin gölgesinde kalıyor. Tam 7 günde vardık. Bu tecrübeyle biraz daha büyüdük. Daha da bize bişey komaz.
13 Aralık 2014 , Cumartesi 21:13

El Hierro adasına gitmeyi seçmemizin nedeni, pek uğrak bir ada olmaması. Gerçekten de az olan nüfus sayesinde oldukça hüzünlü bir havası olan, doğa olarak da çekiciliğini koruyan, eşsiz bir yer. Muhteşem fotoğrafları aşağıdaki linkte... http://cahilcesareti.org/galeri.php?gno=85
13 Aralık 2014 , Cumartesi 21:03
Son Eklenen Fotoğraflar
Son Eklenen Videolar


Bizi Destekleyenler

MED MARİNE

LALIZAS

GLOBALSTAR

TURIMPEKS

JOTUN

ADMİRAL

UK SAILMAKERS

KAŞ MARİNA

ÇEKİM HALAT

KARABULUT

DENPAR