Son gönderilenler

(Biraz teknik bir yazı olacak) 1) Baş ıstıralyamızın kopuşu....Geçen ay baş ıstıralyamız kopmuştu, ama tel değil, direk tepesindeki eklem parça... Neden? Çünkü baş ıstıralyamız gevşekti. Doğal olarak hafif havada dolup boşalan yelkenle oynayan baş ıstıralyaya bu hareket fazla geldi. Belki arada bir seyir yapıyorsanız sorun değil, ama bizim gibi birbirinden farklı şartlarda 1000 lerce mil gidecekseniz... Bir kere tanık olduğunuz basit bir hareketin, ne kadar çok tekrar edeceğini ve bu hareketin ne kadar hasara neden olacağını kestirmek için, oldukça deneyime ihtiyacınız var. Misal: Kütüphanede duran çakmağın ipi, okyanus geçişi boyunca raftan aşağı sallandı, elimizi atıp da kaldırmadık, bu yumuşak ipin, 10 gün sonra sallandığı rafın altında, tahtada bıraktığı izi görseniz şaşardınız. Kurtarıcılarımızdan Stepke direğe çıktığında ikinci gurcatadan, çıkmış olan çarmıhı fark ediyor, ama önemli değil, gurcatanın ucunda ufak bir plastik parça kopmuş. Baş ıstıralyayı okyanusun ortasında indirmeye çalışırken, hava hafif olmasına rağmen sallantıyla, gurcataya çarpmış olduğumuzu hatırlıyoruz, herhalde ondan oldu diye düşünüp, çarmıhı güvene alan bir iple tamir ediyoruz.(stepke ediyor) 2) Demirde genovayı, kopan baş ıstıralyadan söküyoruz. Recife'ye vardığımızda, demirde olduğumuzdan, teknenin yanına bağladığımız, üstüne genoa sarılı baş ıstıralyamız var. Teli tekrar takmamız için ( eski baş ıstıralyamızı yanımızda yedek taşıdığımız için hemen onu takmıştık, ama genoa furling sistem olduğundan, ancak yanımıza aldığımız eski kancalı trikentimizi taktık, böylece Blue Belle (motoru da kaybetmiştik) motorsuz bir ana yelken ve iki trinket ile seyir yapmıştı), genoayı sarılı olduğu telden çıkarmamız lazım, iskeleye motorsuz olduğumuzdan dolayı yanaşamadığımızdan, demirde çıkarmaya karar verdik, arkadaşımız ve tüm bu sorunlardaki kurtarıcılarımızdan biri olan Beduin (Aleko) teknesi ile. O da şöyle gerçekleşti: Beduin bize aborda oldu. Teli, iki tekne arasında kurduğumuz iplerin içine oturttuk, teli çevire çevire yelkeni söktük. Ama!!!! .....İçinde bulunduğumuz 300mtlik kanalda hız yapmak yasak , doğal olarak. Yanımızdan geçen motor yatın olağan üstü hızyla, yarattığı dalga bize ulaşınca, direklerimiz çarpıştı. Baktık bişey olmamış, motor yata biraz küfür edip, işimize devam ettik. 3) Diaz'ın direğini dikiyoruz....Bir sabah uyandık, karşımızda portekizce konuşan, biri bizden bişey istiyor. Tanışıyoruz, adı Diaz. Zabıta şefi. Batan bir yelkenliyi çıkarmış üç yıldır uğraşıyor, ve bizden direğini tekneye takmamız konusunda yardım istiyor. Tekneyi görüyoruz, omurga kırık, salma kırık, teknenin bordasına yapılan yama işe yaramaz, baş ıstıralyanın takılacağı güvertedeki yeri kopmuş, daha neler neler, doğal olarak Diaz' ın bu tekneyle bir gün yelken yapması pek mümkün değil. Ama hayal işte, üç yıl varını yoğunu harcamış, bulduğu tekneyi hayata geçirebilmek için ve ona göre iş, direğin dikilmesine kalmış. Beduin teknesi ile, Diaz'ın teknesini aramıza alıyoruz. Meşhur kurtarıcılarımız Aleko ve Stepke müthiş kısa ve yalın bir organizasyonla direği hazırlıyorlar ve biz demirde iken, iki tekne vinçleyip, direği dikiyoruz. Diktiğimiz direğin tüm yükü ikinci gurcatanın ucuna biniyor, yaklaşık yarım saat, bir ses duyuyoruz, ama bizim direğimizden geldiğini hiç düşünmüyoruz....4) Motorun parçası ve baş ıstıralya parçası geliyor. Aleko ve Stepke ile buluşmak için 20mil lik mesafedeki Suape'ye seyr ediyoruz, orada baş ıstıralyamız ve furling sistemimiz takılacak. Bir aydan fazladır beklediğimiz kargo yine bir macera ile elimize ulaşıyor, motorumuzu tamir edip, motoru da denemek için, motor-yelken yola koyuluyoruz. Ama vardığımızda, seyirden önce fark etmediğimiz, gurcatada bir değişiklik fark ediyoruz. Başa doğru eğik duruyor. Aleko direğe çıkıp baktığında bir 'fuck' duyuyoruz, direğimiz hiç de iyi olmayan bir şekilde kırık...5) Savadora seyir. Şimdi yeni tamir edilmiş motorumuzla, yelkensiz 300 millik bir seyire giriştik. Daha önce de motorsuz yelkenle bir seyire girişmiştik, bu da ikinci ders maayetinde oldu. Amacımız tamirin, ya da ikinci el bir direk bulma ihtimalinin mümkün olduğu Salvadora varmak. Yerine taktığımız baş ıstıralyamızın, furling profilleri yamulmuş olduğundan yelkeni de takamıyoruz. Zaten yelken kullanmamız da mümkün değil, Aleko'nun bozuk gönder bumbasıyla bir yama yaptık, yolda en azından stabilizasyon için 3. Camadan ana yelken açtığımızda, pamuk ipliğine bağlı direk tepemize inmesin diye. Öğrendiğimiz başka bir hatamız da, direği olması gerekenden oldukça geriye bükük yaptığımız trim, bizim tekneye uygun değilmiş, gurcataların düzlüğü, çarmıhların tam direk hizasına inmesinden, anlamalıymışız meğer. Doğal olarak Türkiye'den buraya kadar yaptığımız seyirler boyunca, başa doğru gitmek isteyen gurcatalar, malzemeyi epey yormuş ve zayıflatmış. Ama herhalde bunlar güney okyanusunda değil de, rahat şartlarda başımıza geldiği için şanslıyız. Bakalım bu hikaye Salvador'da nasıl devam edecek? Hikaye sonlarının, hikayeyi oluşturduğunu öğrendiğimizden, yeni ya da tamir edilmiş direğimizden sonra nasıl bir hikayemiz olacak göreceğiz? Umarız bunu önümüzdeki aylarda değil, önümüzdeki haftalarda görürüz...:) Not: Yukarda okuduğunuz tüm aşamaları fotoğraflamamıza rağmen, fotoğrafların kayıtlı olduğu bilgisayarımız da ayvayı yediğinden yayınlayamıyoruz, bu da çikletten çıkan başka bir macera etkeni olsa gerek :)
24 Mart 2015 , Salı 11:04

İşte Okyanus geçişini denk getirip, kendimizi içine bıraktığımız 5 günlük karnaval maceramız... Aşağıdaki linkten bakabilirsiniz.... www.cahilcesareti.org/galeri.php?gno=94
16 Mart 2015 , Pazartesi 16:53

Ummadığımız, motorumuz bozuk, hala baş ıstıralyamız elimizde, kös kös ne yapacağımızı düşünürken, biz cahillerin hiç beklemediği bir anda yeni bir kurumsal sposorumuz oldu. İletişim gümrüklemeye, bize Patagonya'ya teknemizi hazırlamak konusunda yaptığı içten desteğe çok teşekkür ederiz. Cahiliz ama, yardımcımız, destekçimiz çok. Artık gümrük müşavirliğine ihtiyaç olursa, tanıdık bir şirketiniz var. Çok teşekkürler ! www.iletisimgumrukleme.com
13 Mart 2015 , Cuma 11:55

Uğur'la benim (Maral) ayrı ayrı anlatımımızla... fotolar da aşağıdaki linkte. www.cahilcesareti.org/galeri.php?gno=89 MARAL: Brezilya Recife'ye 300 mil açıktaki, bu cennet ada, okyanus geçişi sonrası varılabilecek, en güzel yerlerden biri. Fakat maalesef iki kişi ve tekne için günlük 80 avro ödenerek kalınması, beklemediğimiz bir süpriz oldu. Üstelik adanın sadece 1/3 ü için geri kalanı için kişi başı bir 80er avro daha vermeniz gerekiyor. Demir yerinde, hergün ziyaretimize gelen yaklaşık 50 yunusluk bir grup, yavaş yavaş yanımızda takılan carettalar, daha önce görmediğimiz cins kuşlar ve tabii ki bu adaya özgü eşsiz doku, bize cennet bahçesine geldiğimiz izlenimini verdi. Adanın geliri, fiyatlardan da anlayacağınız üzere turizm üstüne kurulu. Varışımız kutlamak için gittiğimiz bir barda içkimize eşlik etmesi için sipariş ettiğimiz patates kızartmasının 10 avro olması, bizi şoka sokan fiyatlardan oldu. Bu adada asgari ücret ana karadakinin iki katı yani 460 avro. Çünkü burada elektrik, su herşey pahalı, ayrıca, ada yerlisi diye birşey yok...Turist olmayanlar haftada 7 gün çalışıyorlar. Yıllık bir aylık izinlerini ikiye bölüp, geçindirmeye çalıştıkları, ana karada yaşayan ailelerin yanında geçiriyorlar. Haftada 7 gün çalıştıkları için bir 15 gün daha.... Aileleri ile yılda 45 gün görüşen bu lüks yerlerde çalışan işçiler için bu ada, bir nevi sürgün yeri. Su denizden arıtılıyor, elektrik ise jeneratörlerle sağlanıyor. Bu iki yaşamsal kaynak ve enerji için gereken yakıt ise, ana karadan küçücük bir gemiyle taşınıyor. Çöpler ve atıklar da ana karaya gemiyle gönderiliyor. Sizin anlayacağınız, aslında bu adada yaşam masraflı oldukça. Yola çıktığımızdan beri hiç scuba dalışı yapamadık. Üstelik önemli dalış noktalarında da bulunduk. O yüzden bu cennet, su altı zengin adada dalış yapabilirmiyiz diye araşytırdığımızda, kişi başı iki dalışın 150 avroya geldiğini öğrendik ve scuba dalış planımız suya düştü. 3gün kaldığımız bu adada, yunusların denizin keyfini de çıkartamadık. Vardığımız gün, motorun yağını değiştirmeye giriştik ve motoru çalıştırdık. Yok yanlış dedim çalıştıramadık. Cabo Verde'den beraber yola çıktığımız Beduin ve Abraxas tekneleri kaptanları Aleko ve Stepke de bizimle seferber oldu. Denenmedik yol, açılmadık vida bırakmadan 3 gün boyunca sabah 8 den akşam 11 e kadar aralıksız, açbilaç motoru çalıştırmaya uğraştık. OLMADI! Bu arada bu iki deneyimli, bilge iki kaptan, baş ıstıralyanın yerine, eski baş ıstıralyamızı da takıp, yeni arma ayarını da yaptılar. Böylece motorsuz devam edeceğimiz yolculuğumuzda en azından yelkenle güvenle seyir yapmamız sağlanmış oldu. Tabi furling sistemini takamadığımzdan,(hep demirde idik) eski trinketimle yani iki trinket ve bir ana yelkenle yola koyulduk, Recife Brezilya'ya doğru. Sonunda adada kalmaya devam edemeyeceğimizden ve orada hiç bir tamir imkanı da olmadığından yola çıkmaya karar verdik. UĞUR: Demir yerine vardığımızda Aleko ve Stephke oradaydılar. Dilek sayesinde tanıştığımız. Patagonya yolcusu iki tekne ve kaptanları. Sabah kalktık. Giriş işlemlerini yaptık. Adanın ne kadar pahalı olduğunu öğrendik. Günlük kişi başı 30 euro alıyorlar. Tekne içinde(10mt lik) 20 euro. İlk gün beleş. 2 gün ödeyip bir kaç gün fazla kalmaya tolerans gösteriyorlar. Adadaki ikinci gün stephke ve aleko nun yardımıyla eski baş ıstıralyayı taktık. Motoru çok kullandığımız için motor yağını değiştirmek istedim. Motoru yağı ısıtmak için bi çalıştıralım dedik. Çalışmadı. Hava yapmıştı. Havasını almaya giriştim bi çalışır gibi oldu yine durdu. Derken bi ara garip sesler çıktı sanki marş motoru basamıyormuş gibi. Sonra düzeldi. Marş basıyor havayı alıyoruz enjektörlere mazot gelmiyor. Ben bütün yakıt sistemine daldım. Filtreler, mazot otomatiği hortumlar. Yok olmuyor. Aleko ve stephke geldi. Teknenin tamir konusundaki kutsal kitabına bakıldı. Yok. Olmuyor. Gece 11 oldu. Ben artık çalışmayı bırakıp kendimi kitaba verdim. Kitap diyorki mazot otomatigi bunu yapabilir. Elle basarsin olur, Marşa basarsin mazot gelmez. Mazot seviyesi motordan yüksekse çözülür. Ertesi sabah kalktık. Maralla beraber yedek depodaki mazotu içerden doldurup doldurup ana depoya döküyoruz. 150 litreyi 1.5 saatte taşıdık. (İlk iş iki depo arasina pompa koymak olacak) Deniyoruz yok. Tabiki Gülhan ı aradık. Bizim motor tamir sponsorumuz ve gizli kahramanımız. Dediki seviyeyi iyice yükseltin. Mazotu bidona koyduk direk bağladık sisteme. Pompaliyoruz falan filan yok olmuyor. En son enjektör pompasinin girişini bile söktük. Tabi zavallı aleko ve stephke de geldiler gidemediler. Neyse söktük ama takamadik. İçinde bi yay varmış vay anam. Mutfak dolabında yaşamaya başladık. Saat yine gece 11 oldu. Aleko ve stephke ertesi gün gitmek istiyorlar. Sizde gelin recife nin kanalına girince biz sizi çekeriz diyorlar. Haritadan kanal girişinin sığlıklarına ve darlığına baktıkça bi daraldık. Ama Fernando de noronha da mahsur kalmak için hiç uygun bir yer değil. Bluebelle bi savaş alanı ve yorgunluktan ölüyoruz? Neyse tamam dedik hadi gidelim. Toplanmaya başladık. Uyuduk uyandık içimde son bir umut. Parçayı takarsak çalışması lazım. Gülhan da öyle diyo. Oradaki pisligi temizledik en nihayetinde. Aleko mucize gibi bi aletle geldi. Pompaladıkça baskı uygulyo. 1 saatlik çalışmanın sonunda yerine taktık. Mutluluktan uçuyoruz. Denedik. Yok yine olmadı. Yapacak bişey kalmadı. Demiri toplayıp recifenin kanal girişinin stresiyle yola çıktık.
2 Mart 2015 , Pazartesi 10:56

www.cahilcesareti.org/galeri.php?gno=91 (geçiş fotoları burada) Yukardaki resimde, atlantikin ortasında dingiyi suya indirmek zorunda kalışımızı görüyorsunuz. Baş ıstıralyayı indirip teknenin yanına bağladık. Sallantı ile, indirirken bir kaç kez kıç ıstıralyaya çarpması, yüreklerimizi ağzımıza getirdi. Ama üstesinden gelmek her zaman olduğu gibi, sorunu küçülttü, keyfimizi de o kadar kaçırmadı.   MARAL: Uzun zamandır, hayalini kyurduğumuz okyanus geçişini yaptık. 1300 millik geçişimizin ilk yarısı, muhteşem bir tatil havasındaydı. Zamanın akışı, gezegenin kendi zamanlamalarıyla uyumumuzla değişti. Basit, sıradan diye tabir ettiğimiz herşey, "özel" oldu. Zavkler, keyifler bir çocuğunki gibi basit ve yalındı. En ufak birşey, bizi dakikalarca güldrürken, keyif aldığımız "an"lar, tasasız, plansız saf huzur ve keyifle doldu. Dünyamız "an"lar oldu. Açıkçası böyle geçeceğini biraz önceden sezmiş olmamıza rağmen, keyf de yaşanmadan anlaşılmayan şeylerdenmiş, onu da bir kez daha anladık. Coşku nasıl tarif edilir hiç bilemiyorum, ama bunun yollarını ilerde de aramay devam edeceğim. BOL BOL kitap okuduk, sohbet ettik, bol bol sustuk, bol bol yedik.... Patagonya'ya gitmeyi planladığımız yolculuğumuzda, bu okyanus geçişinde, deneyimleniriz, Blue Belle'i daha iyi tanırız, şartları daha iyi yorumlamaya başlarız, reflekslerimizi daha iyi oturtup, daha da rahatlarız diye düşünüyorduk. Niyet, başa geleceklerle biraz daha deneyimlenmeki de yani. Ama ilk hafta, şımarıkça: "Bu nasıl deneyim, hiç deneyimlenemiyoruz, bu muymuş okyanus geçişi" gibi burnu kalkık yorumlarımızla, açılan şom ağzımızı, ikinci hafta kopan baş ıstıralya ile kapattık. İtiraf edeyim baş ıstıralya koptuğumda, "işte bu, macera bu" diye düşünüp, yüzümde keyiften beliren tebessüme engel olamadım. Hala düşününce saçma bulmama rağmen, tebessüme engel olamadığım, yüzümü Uğur'dan kaçırmaya çalıştığım anı hatırlıyorum. Baş ıstıralyamız ilk takıldığından beri biraz gevşekti, germenin yolu de teli kesmekten geçiyordu. Cehaletten kaynaklı, çok önemli olduğunu düşünmeyip mi nedir, müdahale etmemiştik. Hafif havalarda bir dolup başalan genova, teli sallandırıp durmuş, direk tepesi eklemi de yuvasında oyna babam oyna, kırılmış. Şimdi kesmediğimiz teli kesmek, kırılan parçayı yenilemek gibi işlerimiz var. Ama yaklaşık 10 knot rüzgarda kopan baş ıstırlya ile, böyle hafif bir havada baş etmek durumu da şansımız oldu. Tabi baş ıstıralyayı elimize aldıktan sonra, iki mandar halatı ile bulduğumuz geçici çözüme ne kadar güvenebileceğimizi kestiremediğimiz tahmin edersiniz. O yüzden yolun kalan kısmını motor- yelken tamamladık. Motor çalıştığı an, tüm Dünyamız değişti. yeni tadını almaya başladığımız yelken seyri halimizden, varmaya odaklı, süre hesaplı,  bambaşka bir zaman algısına maruz kaldık. Cahil olduğumuzdan herşeye dikkat kesilip, gözlemleye gözlemleye, olasılıkları hesaplayıp, yeteri kadar önlemlimiyiz diye düşünmekten, doğal sezgilerimiz biraz deforme oldu açıkçası. Hafiften anladığımız ama daha çok fırın ekmek yememiz gerekerek ulaşacağımız rahatlığa ulaşmak için sabırsızlanıyoruz, aslında. Bu sabırsızlık bazen bizi daha kırlgan yapabiliyor, morallerimiz hasaslaşıyor. Biraz da meşhur Doldurum bölgesi ve ekvatordan bahsetmeliyim. Bu yolculuğun (yolculuk derken tüm cahil cesareti macerasından bahsediyorum), en önemli parçalarından biri de gerçekten gezegenin doğasına tanıklık etmek. Farklı coğrafya, iklimler, hava durumu halleri, gezegenle ile tanışılığımız arttırırken, doğa ile ilgili de bilgimizin, deneyimimizin derinleşmesi sağlıyor. Bu da tahmin edersiniz, gezegenin parçası, doğasının da bir örneği olan insanı- kendimizi de anlamamız açısından bize yepyeni kapılar açıyor. Doldurum bölgesi (intertropical convergence zone) Ekvatorun 20 derece kuzey ve güneyinde düzenli ticaret rüzgarları eser. Bu iki rüzgar sistemlerinin ortasındaki bölgede rüzgar aşağı yukarı sıfırlanır. Bu da istikrarsız bir durum oluşturur. Güçlü yağmur bulutları, yıldırmlı, boralı filan ya da çarşaf gibi bir deniz. Genişliği 200-300 mil arası olan bu bölgeden geçeceğimiz için hem, heycanlı hem de biraz tedirginiz. Geçişten sonra öğreniyoruz ki, ticaret rüzgarları olması gereken gibi 15 knot civarında ise, doldurum bölgesinde rastlayacağımız boralar da korktuğumuz gibi 35-40 knotlara varmayan 25 knot civarı oluyormuş. Aysız geçtiğimiz doldurumlarda bazen uzaklarda yıldırımlar gördük, biraz da borasına maruz kaldık ama oldukça rahat geçtik.Bir buçuk gün motor kullanarak geçtiğimiz bu rüzarsız bölgede, günlerimiz-dakikalarımız normalde alışık olduğumuzdan daha hızlı gelişen, ilerleyen yağmur bulutlarını takip ederek, ne olacağını kestirmeye çalışarak geçirdik. Ekvator geçişimizi, denize rom dökerek kutladık. Atmosferin yeryüzünden ilk katmanı troposferin 16km 'ye ulaştığı ekvatorda olmak oldukça heycanlıydı. Türkiye'nin bulunduğu enlemlerde bu katmanın, yaklaşık 9km olduğunu söyleyeyim. Tüm hava hareketlerinin, bulut oluşumlarının gerçekleştiği bu katmanda, ekvator civarı bulutların da ne kadar yüksek ve kalın oluştuğunu belirtmeme gerek yok herhalde. Bu değişimlerin daha hızlı, daha büyük oluşu, tropesferin kalınlığının da ne demek olduğunu anlamaıza yardımcı oldu. Güneş'in batışına yakın daha 1saat var dediğiniz açıda iken, 20dk da ufuğa ulaşmasına tanık olmak, uzay-zaman bağlamında ve doğaya dair de hayal gücümüzü, algımızı ummadığımız yönde geliştirdi. Ne acaip, bir şeyi öğrenmeden, biliyor olmayı hayal edemiyorsun. Güney yarım küreye geçişimizle, koşa koşa mutfak lavabosunun başında, akan suyun giderine, suyun hangi yönde yuvarlanacağına bakmaya gittk. Ama heycanımız kursağımızda kaldı, malum teknenin sallantısını hesaba katamadığımızdan, gözlemimizi gerçekleştirecek şartlar oluşmadı. Bir kısmının rüya gibi, bir kısmının gerçek gibi geçirdiğimiz okyanus geçişinde, deneyimlendik. Gözlemle ilgili, keyf ve coşku ile ilgili, kendi doğamızla ilgili, Blue Belle ile ilgili. 12 gün sonra, değişik dokusuyla, etrafımızda yüzen yunusları ile, ilk kez gördüümüz kuş cinsleri ile Brezilya'ya bağlı Fernando de Noronha adasına demir attık. UĞUR:Evet okyanusu geçtik. Yola Santiago Tarafal dan başladık. İlk gece adanın güneyindeki saçma sapan rüzgar ve akıntı bizi 6 saat uğraştırdI. Sabah saatlerinden itibaren tam tatil kıvamında ki seyrimize başladık. Taa doldurumlara kadar yani 4 derece kuzeye kadarda 6 gün boyunca keyfimiz yerindeydi. Sonra doldurumlar kendini hissettirmeye başladı. İrileşen bulutlar nedeniyle temkinli ve dikkatli olmaya başladık. Malum burasi boralariyla nam salmış bir alan. Uzaktan biraz Yıldırımlar görsekte ciddi hiç birşeye maruz kalmadık. Ne ciddi bir sağanak ne bora. Tabi bulutlara görede hareket ettik. 2 derece kuzeyden itibaren tamamen ruzgarsiz bir havada motoru çalıştırdık. Ekvatoru geçinceye kadarda kapatmadik. Güle oynaya ekvatoru geçtik. Etrafa romlar döktük. Eşi dostu aradık kutladık. Güney yarım kürenin güney Doğulu ruzgarlarının başlamasıyla motoru kapattık. 36 saat motor sesinden sonra muhteşem oldu. Tüm yelkenlerimizi açtık. 8 knot rüzgarda küçük küçük gitmeye başladık. Doldurumları geçmenin coşkusu üstümüzde "bumuymuş okyanus, çok kolaymış. Hiç tecrübelenemedik ki" ler ağımızda Hadi 10 knot bari olsun diye bağıra bağıra giderken; Rüzgar tam 10 knot a çıktı. Sesimiz duyulmuş olsa gerek veya şom ağımızdan bi patlama sesi duyduk. Hemen baş ıstıralyaya koştuk. Evet gerçekten kopmuştu. Ve az rüzgar çok soluganla sallanıyordu. Yelkeni sardık. Trinket ve ana yelkeni de indirdik. Böyle bir durum olursa diye yedekte tuttuğumuz mandar halatını başa bağlayıp gerdik. Cenovayı tutan mandarla tüm sarma sistemini indirmeye başladık. Tabi sallantıda hiç kolay olmadı. Şimdiki aklımız olsa ana yelken ve trinket açıkken indirirdik. Neyse çok zarar vemeden indirdiğimiz sarma sistemi ve yelkeni tekneye bağladık. İki mandarıda başa gerdik. İki camadanli ana yelken ve trinketi açtık. Ana yelkeni iki camadanlı açtık çünkü tam bu boydayken iç ıstıralyaya denk geliyordu. Tabiki yelken alanı rüzgara göre çok azdı ve dalgalarla sallanıyorduk. Teknenin sallanışlarıyla direğin titremeleri yürek bükücü olduğundan daha stabil gitmek için motoruda düşük devirde çalıştırdık. Fernando de noronha ya 300 milimiz vardı. Motor yelken bi ara sadece yelken Fernando ya vardık. Çok iyi ay ışığı olduğu için gece girip demir attık.  
27 Şubat 2015 , Cuma 16:05

Okyanus geçişi için son hazırlıkları tamamladığımız, demir yeri çok allantılı bu adada da Cabo Verde kültürünü, candan insanı biraz daha tanıdık. Aşağıdaki linkte fotolara bakabilirsiniz. http://cahilcesareti.org/galeri.php?gno=90
16 Şubat 2015 , Pazartesi 20:10

Sonunda sigortamız oldu... Memleketim prosedürleri sayesinde, okyanus için sigortalanmamış, kaçak köçek gidiyorduk. Şimdi rahat bir nefes aldık. Teşekkürler Başarı sigortaya. "cahil cesareti" isimli bir projeye sigorta sponsoru olmak da, takdire şayan.
14 Ocak 2015 , Çarşamba 14:57

1 Ocak günü, mahalledeki Arminda barının, sahibi şeker Arminda'nın gönlünden kopan öğle yemeği daveti, dostuklar ve burdaki son günlerimiz böyle geçiyor...Foto albümü yaptık, oradan bakın....   http://cahilcesareti.org/galeri.php?gno=88 www.cahilcesareti.org/galeri.php?gno=88
2 Ocak 2015 , Cuma 12:41

Avrupa'dan oldukça farklı değerleri olan Cabo Verde-Sal 'den ilk izlenimler. Tanıştığımız kafa dengi yelkenci yeni dostlarımız oldu. Moitessier'in dostu olan "efsane" Vincent Goudis ile tanıştık, ufkumuz açıldı. Denizde, farklı kültürlerde geçirdiği hayat onu tam bir Dünya vatandaşı yapmış. Kendisi kelimenin tam anlamıyla bir korsan hayatı sürüyor. O kadar dürüst ve hayat dolu bir insan, dürüstlüğün yeniden öğreniyoruz. Gittiği her yerde, oralılar tarafından "oralı" zannedilmesi de, bizi kendine daha da hayran bırakan özelliklerinden. Diğer tanıştığımız genç denizcilerle de, kafa dengi çıkınca, burası hemen mahallemiz oldu. Yerli halkla maalesef, gülümsemeler dışında dil sorunu yüzünden çok kaynaşamadık, ama oyunlar oynadık, beraber dans ettik. Evlerine misafir olduk. İlk dikkati çekenlerden biri 13-14 yaşında kızların ellerindeki bebekler. Çiftleşmek, buranın en revaşta eylemi... Hayat'ın ucuz olduğu burada, maalesef ciddi bir yiyecek sıkıntısı var, bulabildiğiniz sebze, meyve ve peynir de oldukça pahalı, üstelik çürük...Temel besin balık ve pahalı olan bakliyat. İşte ilk fotolar da burada: http://cahilcesareti.org/galeri.php?gno=87
23 Aralık 2014 , Salı 14:17
Son Eklenen Fotoğraflar

Warning: mysql_fetch_array() expects parameter 1 to be resource, boolean given in /home/cahilcesareti.org/httpdocs/index.php on line 337
Son Eklenen Videolar


Bizi Destekleyenler

İLETİŞİM GÜMRÜKLEME

MED MARİNE

LALIZAS

GLOBALSTAR

TURIMPEKS

JOTUN

ADMİRAL

UK SAILMAKERS

KAŞ MARİNA

ÇEKİM HALAT

KARABULUT

DENPAR

BAŞARI SİGORTA