Uruguay 01/2016 Güncesi

Tarih :
2 Şubat 2016 , Salı 18:52
| Okunma :
2379



Ayrılık ve Gelenek

Aidiyet ve Kök

 

Yola çıktığımız anda, anladığım ilk şey:Yola çıkmaktan ziyade "ayrılığın" hazırlık gerektirdiği idi. Yerleşmişlikten, tanıdıklıktan ayrılmak, asıl ciddi bir hazırlık isteyen eylemmiş. Gitmek değil.

Toplumsal alışıkanlıklarından ayrılmak: "Toplum" derken, arkadaş çevrenizi, arkadaşlarınızı, mesleki camiyanızı, etnik cematinizi (varsa), ailenizi, ailenizin çevresini, parçası olduğunuz ticari eylemlerde, ilişkide olduklarınızı, kendinize yakın-aynı hissetmemenize rağmen, aynı ritim'in parçası saydıklarınızı, gündelik hayatınızı etkileyeneri; kast ediyorum.

"Alışkanlık" derken ise, yaşayan, size ait tüm gelenekleri kastetmekteyim. Bana göre faaliyete ya da tavıra "gelenek" adı verilmesi için ille de uzak geçmişten gelmesi şart değil. Önemli olan ne zaman alışkanlığın kök saldığı değil, kök salıp salmadığı. Malum farklı iklimsel şartlarda, kökler de, farklı sürelerde, kendilerini salabiliyorlar. Doğduğunuz topraklardan uzaklaşmak, "kök" e dair bildiklerinizi de değiştiriyor. Abartacak olursam 'saplanmış olmak' ile 'bağlı olmak' arasındaki fark gibi. Akabinde "sağlamlık" kavramı da, 'eski' ve 'kemikleşmiş' bir imgeden yavaş yavaş uzaklaşıyor, hareketli ,esnek, saydam bir imgede kendini buluyor. "Aidiyet" hissi de, sizdeki karşılığını fark edebileceğiniz bir mesafeye yerleşiyor.

Toplumsal alışkanlıklardan ayrılmak, neyin kişisel, neyin toplumsal olduğunu anlayacağınız, belirgin bir sınırı görmenizi sağlıyor. Duygu ve düşüncelerinizin birbirinden farklı görünüşleri, sizin için netleşiyor. Bu nokta da, "tepki verme" ye neden ihtiyaç duyduğunuzu, daha doğrusu sürekli olarak ihtiyaç duyduğunuz eylemin "tepki verme" temeli üzerinden şekillendiğini anlıyorsunuz.

Yapılan her eylem ve eylemsizliğin yegane nedeninin "tepki vermek" olduğunu anladığınızda, ayrıca "tepki vermek" için uğraşmanız gerekmediğini de anlıyorsunuz. Bu da , tepkilerinizin, ihtiyaçlarınıza göre şekilleneceği, bir açıklığa sizi getiriyor. Tepki vermek de, sıçmak gibi; kabız da olmak istemezsiniz, ishal de....

 

 

Yeni Toplumla Karşılaşma

Yolculuğumuzun temeli, değiştirdiğimiz-yeni üyeleri olduğumuz toplumlara ayak uydurma yolu ile, bulunduğumuz yerleri tanıma, üzerine kurulu. Bulunduğumuz topluluğa alıştığımızı hissettiğimizde ise, yola çıkmanın da vakti gelmiş oluyor, bu da yola çıkmanın en zorlaştığı döneme denk geliyor, bir nevi. Her yerde kalış süremiz değişken, tahmin edilemez, neticede mevsim koşulları ve Blue Belle kızımızın ihtiyaçları da nerede nasıl kalacağımızı belirliyor.

İşin içinde teknenin oluşu önemli bir faktör, evin ile hareket ediyorsun. İklim-coğrafya ile kurulan ilişki öncelikli bağ oluyor, bu da karşılaştığın yeni topluma, bakış açını belirleyen bir ön faktör. Bir çeşit, olmasından hoşnut olacağınız, önyargıların oluşumunda, teknenin yeri de apayrı diyebilirim.

Karşılaştığın bürokrasi hemen işleyişle ilgili eksik de olsa kafanda bir kılıf uydurmana yardımcı oluyor. Sonra 'alış-veriş' üzerinden ilk iletişimi kurmaya başlıyorsun. Böylece, bulunduğun yerin ekonomisini (neyin pahalı-ucuz olduğu ), beslenme alışkanlıklarını, ritmini hissetmeye başlıyorsun.... Tabi yerel dili bilmemek, bir noktada bizi ayrık tutsa da bir nokta da, yerel sakinler için ilginç de kılıyor. (Tabi turistik bir yerde değilsek)

Bu bakış açısıyla, doğduğum toprakları ve insanları nasıl algılardım çok merak ediyorum, hayal etmesi çok kolay değil. Mekanların özelliklerini, duygularını veren öğe, mekanı paylaştığın insanlar. Türkiye'ye mesela Bozburun'dan başlayıp, bürokrasisi ile orda tanışıp, ingilizce bilenleri ile biraz muhabbet ettikten sonra, nasıl bir Türkiye izlenimim olurdu? Gözüme çarpanların, farklılıklar ya da aynıklar olacağını düşünürsem, ne görürdüm ne hissederdim? Kimlerle karşılaşır, kimlerle arkadaş olurdum? Hayal etmesi güç olsa da, bu hayal etme eylemine zamanımı ayırmak keyifli bir uğraş...

 

 

Yeni Dünya

'Yeni Dünya'nın tarih ve kültür algısının, gelenekleri ile birlikte, bize öğrettikleri de şaşırtıcı.

Brezilya'ya ilk vardığımızda, tarihi yerleri gezmek için sokağa çıktık. Bahsi geçen, her bir tarihi noktaya gidişimizle beraber, hep şaşkınlık bir arada oldu. Deli gibi, sıcakta arayıp bulduğumuz yapının 19yy sonlarından kalma bir apartman-binası oluşu, açıkçası buradaki tarihi de, kökleri de biraz, değersizleştirdi Bir kaç ay sonra, artık şansımızı zorlamaktan vaz geçtik.

Hatırlıyorum, gözden uzak bir kasabada, kahverengi bir tabela, tarihi bir yapıya doğru bir yön tabelası gördük. Yavaş yavaş tırmanmaya başladık. En tepede bir tarihi bir kilise varmış, Bahia Eyaletindeki ilk kilise.... Heycanla çıktık: Güzel bir manzara, hoş bir kilise, küçük bir mezarlık, geniş bir alan, kocaman bir ağaç... Kilise gözümüze ne yeni, ne eski gözüktü, ama yanında eski olan bir yapının kalıntıları vardı. Yapı taşları, oldukça eski olan harabeyi gördüğümde, antik bir kentin kalıntısını gördüğümü düşünerek heycanlandım. Uğur da ben de, verdik kendimizi fotoğraf çekmeye... Meğer eski kilise oymuş, birkaç yüzyıllık bir harabe! Doğal olarak bir ortadoğulu olarak, bu bina kalıntısı bana tarihi değil, eski ve artık geldi. Madem yenisini yapmışlar, eskisini neden öyle harabe şeklinde orada bırakmışlar anlamadım. Bir Antik kent gezmesi meraklısı olarak, 19yy hatta 18yy dan kalma bina ve yapıların benim gözümde pek değeri olamadı, en azından bir süre.... Bu da beni, geçmişi olmayan bir yerde olduğum fikrine, önyargısına sapladı. Bu süre zarfında karşılaştığım toprağa-topluma ait tüm tazelikler ve toyluklar, bana, kendi kültür ve tarihimi daha derin, zengin hissettirdi. Bu yaklaşımın hiç de 'Dünya Vatandaşlığı' konseptiyle uyuşmadığı aşikar.

Bu süreçte "tarih" biliminin de sınırlarını, hedeflerini, nasıl kaydedilğini, neyin kaydedildiğini, nasıl katagorileştirldiğini biraz araştırdım. "İz"lerin, anlamları- değerleri oluşturduğu düzenimizde, gördüm ki taze "iz"leri, hem çarpıtmak zor, hem de silmek. Belki bizim gibi eski ve uzun bir geçmişi olan toplumlar, "aidiyet" duygusuna sahip çıkmak için, zaman içinde kaybolan "iz"leri, tekrar tekrar yenileyerek, "iz"i de, hikayesini de, anlamını da, değerini de çarpıtıyor. Dışlanma, kovulma, yerinde emniyette hissetmeme korkusu, insanı tepki vermeye değil, tepki verme gerekliliğine iterken; kütürüne, değerine karşı muhafazakarlaştırıyor, bu da kaynaşmayı, paylaşmayı, ortaklaşmayı ve kesinlikle çoğalmayı engelleyen, uyumsuz, acımasız, "iyi"si imkansız, kendi içinde verimsiz bir toplumun da temelini oluşturuyor.

Yeni Dünya'da 1yılımı doldururken, artık doğduğum toprakları eski hissetmeye başladım. İlerde beni nasıl bir his bekliyor, orasını tahmin edemiyorum. Toprakla pek ilişkisi olmayan benim bile fark edebileceğim, burdaki toprağın tazelik hissi, oldukça çarpıcı. Tahmin edersiniz doğa algım, insan algımı, toplum algımı ve kültür algımı da etkiliyor. Yol boyunca tanık ve parçası olduğum her iklim-coğrafya, temel değerlerimi sürekli sarstı, değiştirdi. Fas'ta çölle tanıştım, çölün ne kadar hareketli ve ne kadar canlı olduğunu görmek, bana bazı değişmez "doğru"larımı sorgulattı, tropik iklimin çeşitliliğinin, mevsimsel iklimden fazla olduğunu görmek, bana "süre" ve "değer" arasında kurduğum ilişkiyi sorgulattı. Brezilya'da, "bereket"in ancak "çürüme" ile birlikte var olabileceğini, dolayısıyla, ölüm ve doğumun, nasıl eş olabileceğini, başka bir açıdan anladım. Zannediyorum ki, bir çok kişi, başka yollarla da benim fark ettiklerimi fark ediyordur. Demek istediğim gerçekliğin, gerçekten bu kadar değişken olabileceğini bilip, bir gerçekliğe, buna rağmen saplanıp kalmak, ne "değer" savunuluyorsa savunulsun, artık aklıma hiç yatmamaya başladı, tarihte iz bırakma pahasına olsa bile. Sizin anlayacağınız, "iyi"m ile "kötü"m, bazı topluluklarda dışlanabileceğim kadar değişti.

 

Köklerimden Değil Ama Anlamlarından Kopuşum

Maalesef bir orta doğulu olarak, tarihimin ve kültürümün bendeki görünüm ve birikimini, taşın-toprağın kuma dönüşmeden önceki aşamalarındaki , yüzeyin katman katman yapısına benzettiyorum. Zenginlikten ziyade, yüke dönüşen değerler... Beni olgunlaştıran bir hafızadan ziyade; karmaşık, neyin neye bağlı olduğu belli olmayan, bir karalama defteri misali, bir "şu an"... Kalabalıkta, sıkışıklık arasında fark edilmeye, hak etmeye çalışan bir "ben"in özgünlük anlayışı; bu günlerde sıradanlıkta, kendiliğindenlikte, diğerlerinin gözünden-yargılarından uzakta... Doğrularım yok, yasaklarım yok, kurallarım yok...

"Dünya vatandaşlığı"na yaklaşmış hissediyorum. Tıpkı "çürüme" ve "bereket" ikilisinin ayrılmaz bütünlüğü gibi, her yeri evin hissedebilme noktası da, doğduğun yerin, sendeki değerini değiştiriyor. Kendini gezegene ait hissetmeye başlıyorsan, özellikle şu ya da bu köşeye ait hissetmenin bir anlamı kalmıyor. Ama bu o ya da bu köşeye daha az bağlı olman gerektiği anlamına da gelmiyor. Ama özel yeri, tahtından indirmen gerekiyor (açıkçası bu beklemediğim bir numara oldu, biraz da koydu, hatta erteledim, sabit değerlerin yerinden sarsılması, insanın rahatını bozuyor neticede)

Gezegende her yer eşit oluyor, bazı köşelerin farklı özellikleri oluyor sadece, doğduğun köşe, eğlendiğin köşe, çalıştığın köşe, dinlendiğin köşe, gezdiğin köşe, yaşadığın köşe, görmediğin köşe, kaynaştığın köşe, öldüğün köşe......



Bizi Destekleyenler

İLETİŞİM GÜMRÜKLEME

MED MARİNE

LALIZAS

GLOBALSTAR

TURIMPEKS

JOTUN

ADMİRAL

UK SAILMAKERS

KAŞ MARİNA

ÇEKİM HALAT

KARABULUT

DENPAR

BAŞARI SİGORTA

YÜKSEK İŞLER