Uruguay

Tarih :
19 Şubat 2016 , Cuma 18:52
| Okunma :
2988



(Bu yazı düzenli yazdığımız MotorBoat& Yatching dergisinden alınmıştır)

1,5 aydır bulunduğumuz Uruguay'da, buraya has ışığın , yarattığı manzaranın tadını çıkarıyoruz. Deniz, coğrafya ve iklimlerin rehberliklerinden sonra, sıra kültürün rehberliğine gelmiş gibi...

www.cahilcesareti.org/galeri.php?gno=102 (burada da fotolar:)

 

 

Uruguay'a vardığımızdan beri keyfimiz çok yerinde. Pek tekne dostu olmasa da, insan dostu bir yerde olmanın şaşkınlığı ve heycanı içindeyiz. Tekne dostu değil diyorum, çünkü burada liman ve marina dışında, kalacak ne koy var, ne de demir yeri. Limanların, bazıları çok pahalı, üstelik su ve elektiriğin, liman ücretinden de pahalı olması da cabası. Ayrıca, bürokrasi de oldukça ağır...

İnsan dostu derken de, şunu kast ediyorum: İnsan kendini, türdeşlerinin yanında diye daha bir emniyette hissediyor. Bu duruma karşıt bir kültürden geliyor olmanın sıkıntısını da çekiyoruz. İnsanlara güvenmemek, bize göre olağanken; burada, sıradan kuşkularımız ve kendimizi bir "kazık" a karşı korumaya almamız, bize, kendimizi kötü niyetli hissettirdi. Ne de olsa, "tehlike"nin, ancak başka bir insanoğlundan geleceği bilgisi, nesillerdir taşıdığımız, aktardığımız bir yaklaşım. Burda ise "fikri neyse, zikri de odur." sözünden yola çıkarsam, iyi niyetli olmadığımızın aşikar olduğu durumlarda kaldık. Bunlar da bizi zaman zaman utandırdı.

 

Ezber Bozan Kültürel Öğeler

 

Uruguay'a varmadan, diğer yelkencilerden, Uruguay'ın sorun çözmek için çok pahalı bir ülke olduğunu duymuştuk. Hem pahalı, hem rahatsız, hem de doğal-coğrafik güzelliklerden yoksun bir ülke olarak, tanıtılmıştı. Fakat buradaki düzeni anladıkça, yukarıdaki bilgilerin yanlış olmamasına rağmen, eksik olduğunu idrak etmeye başladık.

 

Pahalılık ve Rahatsızlık

Oldukça pahalı, evet. Ama sorunların çözümünde, para, sadece yollardan biri. Bu da alışık olmadığımız bir durum. İnsan ilişkilerinde yardımlaşma, gündelik hayatın parçası. Tanımadığın, bilmediğin birine yardım etmek için harcadığın zaman, enerjinin bir ekonomisi yapılmıyor. Karşılıksız yardım, buranın doğalı. Uruguaylı'lara sorarsanız, bunu bir özellik diye söylemezler bile, bunu ancak, bizim gibi, insanların kutsallarını yarıştırdıkları, birlik üzerine değil, ayrılık üzerine şekillenen topraklardan yetişenler, fark edebilir. Ne de olsa, geldiğimiz topraklarda, huzursuzluk ve vahşet, o kadar uzun zamandır tarihimizde ki, "yırtmak" en büyük hayat becerisi olarak görülüyor. Ezilenlerin de, hükmedenlerin de kendine göre "yırtma" stratejileri, maalesef karşılılksız yardımlaşmayı ve paylaşmayı kapsayamıyor. "Her koyun kendi bacağından asılır" lafının, orta doğuda ve Uruguay'da nasıl farklı meallerinin olabileceğini tahmin edersiniz.

İhtiyaçların karşılanması, sahip olduğun para ile bağlantılı değil. Konfor lükse giriyor. Mesela yarım litrelik su ile 6 litrelik su almak arasında pek fiyat farkı yok.

Kılınızı kıpırdatmadan, para ile ihtiyaçlarınız karşılansın istiyorsanız, para babası gibi davranacaksınız. Parayı verecek, hizmete de ürüne de hemen, tam istediğiniz anda sahip olacaksınız. Onun için de, alışık olduğunuzdan 2-3 kat fazla para harcamanız lazım. Diğer seçenek de, ihtiyacınızın karşılanması için enerji ve zaman harcamaya hazır olmak: sorarak, yürüyerek, bekleyerek, zamanı kendi kontrolünüzden çıkararak, huzurlu, hak ettiğiniz çözüme kavuşmanız. Biz, büyük süper marketlerin ucuz olmasına, küçük dükkanların pahalı olmasına alışığız. Burada ise, tam tersi. Ürünün size ulaşımı sırasında ne kadar az insan çalışıyorsa, o kadar ucuz oluyor. Neticede, ihtiyaç hissettiğiniz, tüm ürünlere aynı anda, aynı yerde ulaşmak bir lüks. Küçük bir manava gittiğinizde ise, sebzelerinizi halden direk alan adamla, yüzyüzesiniz. Bu şekilde, sistemde de öncelikli değerin, insan ve emeği olduğunu hissediyorsunuz. Gerçekten, kimse sömürülmüyor, kimsenin hakkı yenmiyor. Araya bir şekilde "hizmet" karıştı mı, bedelini de ödüyorsunuz.

Blue Belle ile birlikte yaşadığımızdan beri, biz de ders ala ala zaten bu yola girmiştik. Tekneyi ilk aldığımızdan beri, satın aldığımız tüm hizmetler, (başlarda kendi sorunlarımızı çözemiyorduk, ya da da belki aceleciydik) elimizde patladı. O yüzden en sağlıklı çözümün, ne kadar iyi-kötü olduğu fark etmeksizin, bizim elmizden çıktığı takdirde olabileceğini gördük.

Dünya'yı keşfetmenin hem eski, hem de yeni yolu olarak hissettiğimiz Blue Belle ile olan hayatımızda, bizi tatmin eden duygulardan biri de, kendi kendine yetebilme hali. Bu hal, insanı doğaya da, kendine de daha yakın hissettiriyor. Uruguay'da ise insanı, insana yakın hissettiren bir hal daha var. Yani burada ne kadar çok para harcarsanız, diğerlerine o kadar mesefeli de oluyorsunuz.

Tabi bizim de kendimize yetemediğimiz çok durum oldu, bu durumlar da, motorboat & yatching Türkiye'nin sayfalarını süsledi de süsledi. Bu süreçlerde, parasız- yardımlı bulduğumuz çözümleri, hep "şans" olarak değerlendirdik, buranın kültüründe böyle durumlar sıradan-normal.

Burada çalışma saati de 8 saat. Bu düzenlemeyi yapan, ilk ülkelerden Uruguay. Ama bu da geri kalan vaktitte yayıp-yatmak için değil, hayatı idame ettirebilecek zamana , güce sahip olabilmek için.

Yani konforlu, rahat bir yer değil Uruguay, kısacası yan gelip yatma yeri değil.

 

Ekonomi, Beslenme

Yiyecek pahalılığı, tarihleri çok da eski olmayan bu toplumun beslenme düzenini de etkilemiş. En ucuz yiyecek, bildiğiniz en yüksek kalite et. Odun ihracında da Dünya'nın ette olduğu gibi, ön saflardalar. Böylece ateş yakmak, günlük bir faaliyet, et ise her günün yemeği. Et tüketimleri yıllık kişi başı 100 kilo. Üstelik buradaki inekler, inek başına 1 hektarlık bir alanda yetiştiriliyorlar. Yani et çok lezzetli de. Türkiye'nin 1/5 büyüklüğünde Uruguay'da nüfus 3 milyon, inek sayısı 12 milyon. Oldukça bir alanın da Okaliptüs ağaç dikimine ayrıldığı düşünülürse, sebzeye ancak sınırlı yer ayrıldığını tahmin edersiniz. Sebzelerde sebze hani, herşeyin tadı, kokusu çocukluğumuzdaki gibi...

Uruguay tatlı su açısından, dünyanın en zengin ülkelerinden, yer altı tatlı su kaynağı miktarı olarak, Dünya'da bir numara, okaliptüs ve etin ihtiyacı olan su miktarını düşününce herşey yerli yerine oturuyor.

Buranın ve çevre ülkelerin de en önemli alışkanlıklarından biri mate. Etin yanında, sadece mate ile beslenme ihtiyaçlarını karşılıyorlarmış, eskiden (Gaucho'lar- Cowboylar). Bu kadar çok mate tüketiminin, vücudun et dışında, kalan ihtiyaçlarına yettiği söyleniyor. Ama şimdilerde, sadece et ve mete ile beslenen yok.

Sizin anlayacağınız, biz ekonomimizi çökertmemek için, sıkça et yemeye başladık. Bazı özel gecelerde ise, büyük bir çoban salata ve ekmek ile, romantik pahalı bir yemek hazırlıyoruz, kendimize.

Et ve mate dışında ispanyolca konuşulmasına rağmen, italyan kültürünün etkisinde olan Uruguay'da dondurma, pizza, milanesa (şnitzel) ve pazar günü geleneksel yemeği taze makarna da buranın yemeklerinden.

 

Doğa

Buranın doğası da, insanı gibi kafamızı karıştırdı.

Burada mevsim yaz, ekvatordan mesafesi ise, Türkiye'nin güneyi ile hemen hemen aynı. Buna rağmen, buranın iklimi, Türkiye'nin iklimine hiç benzemiyor. Bu tarafta Kuzey yarım kürede olan sıcak su akıntısının olmaması; güneyi y.küreyi, kuzeyine göre daha soğuk yapıyor. Ama atmosfer-ozon tabakası da burada daha ince, yani güneşin altında da durulmuyor. Bir bakıyorsun polarlasın, bir bakıyorsun başına güneş geçmiş, kıvranıyorsun. Güneş panallerinin randımanı o kadar yükseldi ki, neredeyse yarım gün boyunca invertör çalıştırıyoruz, buzdolabı hep açık, üstelik akülerimizden biri de devre dışı.

Buranın, G. Amerika'daki diğer ülkeler gibi dokusal güzelliği yok. Dümdüz bir ülke. 150 ve 400m'lik iki tepenin olduğu tek sahilin de (Piriapolis), Uruguay'ın en özel yerlerinden sayılmasına artık şaşırmıyoruz.

Uruguay, doğal alanı (ormanları) az kalmış, neredeyse tüm toprağın kullanıldığı bir ülke. Tabi, toprağın büyük bir parçasının da okaliptüs üretimine ayrıldığını ve doğal alanlar az olmasına rağmen, sürekli etrafta ağaçların olduğu bir ortamda yaşandığını söylemeliyim. Uruguay için yapılan "Dev bir çiftlik" benzetmesi de, abartılı değil, en azından şimdilik, bizim gördüğümüz kadarı ile. Ülkenin iç alanları hep çiftlik: eski, yeni, ticari, ailesel, bohemik, sürdürülebilir tarım denemelerinin yapıldığı, yeni yaşam şekillerinin denendiği binlerce çiftlik...

 

Burda günler geçtikçe, her yerin gözünüze, ne kadar güzel geldiğini fark etmeye başlıyorsunuz. Bir süre sonra, bu güzellik hissinin ışıktan kaynaklandığını anlıyorsunuz. Herhalde, ozon tabakasının inceliği ve uçsuzluk, ışığın yayılımını etkiliyor, bu da hep çok güzel bir yere bakıyormuşsunuz gibi, baktığınız yeri, günün o anını, hatta o günü sevmenizi sağlıyor.

 

Ulus ve Din

Bu ülkenin adının tam tercümesi: Uruguay'ın Doğusu Cumhuriyeti. Uruguay, Brezilya'dan gelip, Rio del Plata'ya Buenos Aires'in kuzeyinde boşalan nehrin adı. Dolayısıyla, temelde, buradaki halkı tanımlayacak ortak bir etiket kelime yok. Ben bunu, bir Uruguaylı bundan dolayı gurur duyana kadar da fark etmemiştim.

Bir başka Uruguay'lı, damarlarında, afrika, amerikan yerlisi ve avrupalı kanı taşıdığını söylerken, bize zenginliğinden bahsediyordu, ki bahsi geçen kişi, bembeyez, masmavi gözlü; dışardan bakınca sadece Avrupalı'yı çağrıştıran fiziğine rağmen, ait olduğu kültürü, gururla taşıyordu.

Bu tür deneyimler, dünya vatandaşlığı yolunda adım adım ilerleyen biz cahilleri bir adım daha, bir kasaba, bir şehir, bir ülkeden öte, bizi, gezegene ait olma durumuna yaklaştırıyor. Aynı zamanda bu tür deneyimler, dünya üzerinde hiçbir yerin bir ötekinden daha önemli, daha merkezi olamayacağını öğretirken, bunun bedellerini de hatırlatıyor.

Uruguay'ın dikkatimizi çeken başka bir yönü de, Arjantin, Brezilya, Şili ve Paraguay'ın aksine dinin olmayışı oldu. Ama henüz, dinin olmayışının gündelik hayata nasıl bir etkisinin olduğunu, kelimelere dökebilecek kadar özümseyemedim. Olmayan bir şeyin etkilerini tasvir etmek oldukça zorlayıcı.

 

Rio De La Plata'da Yelken Seyri

 

Nehirde seyir denizde seyre hiç benzemiyor. Öncelikle altınızdaki, kahverengi su bile, kafalardaki temel bir rengi yerinden sarsıyor. Dalgalar, rüzgar bildiğimiz gibi değil.

En geniş yeri 50mil, uzunluğu da 100 mil olan, her yerden nehirlerin akıp birleştiği bir koy. Bir yanda Buenos Aires limanı, diğer tarafta Montevideo Limanı. Trafik yoğun, Arjantin, Uruguay ve Paraguay ticareti bu koydan yapıyor. Rio de La Plata, 5mt derinliğinde. Dolayısıyla, dalgaların hızı, büyüklüğü, oluşumu bildiklerimizle uyuşmuyor. Akıntı hesapları, giderek daha ciddileşmeye başladı. 3 günlük Güneyli rüzgarla, yükselen su; kuzey rüzgarı başladığında, med-cezir cizelgesinden bağımsız, 3 günde boşalabiliyor, sadece bazen daha yavaş bazen daha hızlı. Akıntı ve dalganın, sıklıkla zıtlaştığı, Rio De La Plata körfezinde, tekneyi tanımanın da önemi artıyor. Bir anda başlamasıyla ünlü meşhur "Pompero" (Güney Batı) rüzgarına, her an yakalanılabilir, Kuzey doğuya yani kıyıya doğru sürüklenmeye başlayabilirsiniz. Havayı iyi takip edip, önlem almak, buranın, atlanamayacak gerçeklerinden. Zaten 5m olan suda, kum banklarının sayısı da hiç az değil, bir de koy içinde toplam 2.600 batık olduğunu, bunların çoğunun da tehlikeli olduğunu öğrendik.

"Nasılsa, 5mt'lik suda, koyda seyirdeyiz" rahatlığı ile, hareket etmememiz gerektirğini biliyoruz.

 

La Paloma- Piriapolis seyrinde, buralı arkadaşımız Mario bize eşlik etti. Konforlu bir seyir geçirdik. Rio de La Plata'nın avantajlarından da yararlandık. Bizi 4knot götürecek stabil arka rüzgar vardı, dalga hiç yoktu. Bir ara, bir gemi ile çarpışır gibi olduysak da, bunu bu güzel seyrin tuzu-biberi saydık. Yaklaşık 60 mil mesafedeki Limana, fırtınadan önce yetiştik. Ama Piriapolis- Sauce arası yaptığımız seyirde, yaklaşık 120 millik yolun tamamında, alehimize akıntı vardı, rüzgar bizimle olmasına rağmen, bazı zamanlar alakasız yönden gelen dalgara maruz kaldık. 6,5knot'la gidecekken, 2,5knot'la gittik saatlerce.

Şu anda yeni limanımız Juan Lacaze'de, mahallemizin tadını çıkarıyoruz. Kağıt fabrikası etrafında şekillenen kasabamız, turizimden uzak hali ile, kendimizi hemen evimizde hissettirdi.

Size de bu ay, teknenizde, yeni bir kolaylık akıl edeceğiniz, keşifli, yapmalı-etmeli seyirler



Bizi Destekleyenler

İLETİŞİM GÜMRÜKLEME

MED MARİNE

LALIZAS

GLOBALSTAR

TURIMPEKS

JOTUN

ADMİRAL

UK SAILMAKERS

KAŞ MARİNA

ÇEKİM HALAT

KARABULUT

DENPAR

BAŞARI SİGORTA

YÜKSEK İŞLER